UzayVe (uzayve.com) olarak evrenin en derin sırlarını aramaya devam ediyoruz. Kuasarlar, evrenin en uç noktalarında yer alan, merkezindeki devasa süper kütleli kara deliklerin devasa miktarda maddeyi yutmasıyla parlayan ve çevrelerindeki tüm galaksinin ışığını gölgede bırakan kozmik canavarlardır. Bu olağanüstü parlaklık, astrofizikçiler için hem bir lütuf hem de büyük bir lanettir. Kuasarları milyarlarca ışık yılı öteden kolayca tespit edebiliriz; ancak söz konusu bu nesnelerin ev sahipliği yaptığı ana galaksinin kütlesini tartmak olduğunda, kuasarın göz kamaştırıcı parıltısı tüm detayları yutarak araştırmacıların önünü tıkar. Galaksilerin ve kara deliklerin milyarlarca yıllar boyunca nasıl birlikte büyüdüğünü anlamak için ise bu kütleyi hassas bir şekilde hesaplamak hayati bir zorunluluktur.
İşte tam bu noktada, Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi'nin bize armağan ettiği büyüleyici bir doğa kanunu devreye girer: Kütleçekimsel mercekleme. Eğer şanslıysak, arka plandaki uzak bir kuasarın ışığı, ön plandaki bir galaksinin devasa kütleçekim alanından geçerken bükülür ve adeta kozmik bir büyüteç görevi görür. Ön plandaki galaksinin bükülen ışığı analiz edilerek, o galaksinin tam olarak ne kadar kütleye sahip olduğu hassasiyetle hesaplanabilir. Bu yöntem, gökbilimcilere devasa galaksilerin ağırlığını tartmak için eşsiz bir terazi sunar. Ancak astrofizikte teoride var olan her şey pratikte o kadar kolay gerçekleşmez; bu tarz kusursuz bir hizalanma evrende neredeyse imkansız derecede nadirdir.
Bu devasa zorluğun üstesinden gelmek için Ohio Eyalet Üniversitesi'nden kararlı bir araştırma ekibi, modern teknolojinin en güçlü silahı olan yapay zekaya başvurdu. Gökyüzü taramalarından elde edilen ve içinde tam 800.000 kuasar barındıran devasa bir veri yığını, en son teknoloji bir sinir ağına (neural network) emanet edildi. Samanyolu'nun ve evrenin ötesinden gelen bu devasa veri okyanusunda iğne aramak gibi olan bu görevde yapay zeka, milyonlarca veriyi titizlikle taradı ve günlerce süren analizlerin sonucunda aralarından sadece yedi tanesini (7 adet kusursuz gravitasyonel mercek adayını) çekip çıkardı. 800 binlik bir samanlıkta tam anlamıyla yedi iğne bulan bu algoritma, gökbilim tarihindeki en büyük veri madenciliği başarılarından birine imza attı.
Bu keşfin önemi, sayısal azlığından çok, getirdiği bilimsel potansiyelle ölçülmektedir. Tespit edilen bu yedi özel sistem, evrenin erken dönemlerindeki kara delik büyüme süreçlerinin anahtarını elinde tutuyor. Süper kütleli kara deliklerin galaksilerinden bağımsız mı büyüdüğü, yoksa onlarla birlikte mi evrimleştiği sorusu onlarca yıldır astrofizik camiasını ikiye bölmüş durumda. Geliştirilen bu yeni yapay zeka tabanlı tarama yöntemi, gelecekteki dev teleskop projeleriyle birleştirildiğinde, benzer yüzlerce nadir sistemin bulunmasının önünü açacak. UzayVe okurları için takip etmeye devam edeceğimiz bu gelişmeler, koznolojinin en temel sorularına ışık tutmaya ve evrenin haritasını yeniden çizmeye devam edecek.