Holografik İlke Nedir? Evren Bir Projeksiyon mu?
Holografik İlke, evrenin tüm o karmaşık 3 boyutlu yapısını oluşturan temel bilgi (ve zamanın kendisi), aslında evrenin çok çok uzaklarındaki "2 boyutlu" bir sınır yüzeyinde kodlanmış olabilir fikrine dayanır. Bizler ve etrafımızdaki her şey, o uzak sınırdaki kuantum fiziği süreçlerinin içeriye yansıyan devasa ve gerçekçi bir projeksiyonundan ibaret olabiliriz.
Fikir Nereden Çıktı? Kara Deliklerin Sırrı
Bu çılgın fikir, bilim kurgudan değil, evrenin en acımasız canavarları olan kara delikleri anlama çabasından doğmuştur. 1970'lerde fizikçiler Jacob Bekenstein ve Stephen Hawking, kara deliklerin içine düşen maddelere (ve taşıdıkları bilgiye) ne olduğunu araştırıyorlardı. Klasik fizikte, bir kutunun içine ne kadar bilgi sığdırabileceğiniz o kutunun "hacmine" (3 boyutlu yapısına) bağlıdır. Ancak Bekenstein ve Hawking, kara deliklerin matematiğini çözdüklerinde şok edici bir gerçeği fark ettiler: Bir kara deliğin yuttuğu tüm o üç boyutlu bilgi, kara deliğin hacminde (içinde) değil, onun etrafını saran iki boyutlu yüzeyinde (Olay Ufkunda) saklanıyordu!
Tıpkı bir bilgisayarın hard diskine yazılan pikseller gibi, kara deliğin içine düşen her şeyin kuantum bilgisi Olay Ufku'nun yüzey alanına (Planck alanları şeklinde) kodlanıyordu. Bu durum fizik dünyasında bir deprem yarattı. Eğer evrenin en yoğun cisimleri olan kara delikler, 3 boyutlu bilgiyi 2 boyutlu bir yüzeye kaydediyorsa; belki de tüm evren aynı matematiksel kurala göre çalışıyordu!
Maldacena'nın Başyapıtı: AdS/CFT Uyuşmazlığı
Bu fikir uzun yıllar uçuk bir varsayım olarak kaldı. Ta ki 1997 yılında teorik fizikçi Juan Maldacena, sicim teorisini kullanarak yazdığı o meşhur makalesiyle dünyayı sarsana kadar. Maldacena, "AdS/CFT Uyuşmazlığı" (Correspondence) adı verilen çok karmaşık bir matematiksel denklemi çözdü. Basitçe anlatmak gerekirse Maldacena; yerçekimi olan, bükülebilen, 3 boyutlu bir uzayın içindeki her fiziksel olayın, o uzayın sınırlarında yer alan ve yerçekimi OLMAYAN 2 boyutlu bir kuantum sistemindeki olaylarla birebir aynı olduğunu ispatladı. İki farklı dünya, iki farklı fizik kuralı, iki farklı boyut... Ama matematiksel olarak tamamen birbirlerinin aynısı! İkisi de aynı gerçekliğin farklı dillerdeki tercümesiydi.
Holografik evren teorisi, "Matrix" filmindeki gibi devasa bir bilgisayar simülasyonunda yaşadığımız anlamına gelmez. Bu teori, hiçbirimizin sahte olmadığını; aksine "gerçekliğin" doğasının anladığımızdan çok daha derin olduğunu söyler. Uzayın üç boyutu ve kütleçekim kuvveti, en temel (fundamental) yapı taşları olmayabilir; bunlar, daha alt katmanlardaki (2 boyutlu) kuantum dolanıklık süreçlerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan "beliren" (emergent) olgulardır. Tıpkı H2O moleküllerinin tek tek ıslak olmamasına rağmen bir araya geldiklerinde "ıslaklık" hissini (suyu) oluşturması gibi, kütleçekimi ve 3 boyutlu uzay da temel düzeyde bir illüzyon, kozmik bir yansıma olabilir.